Kadının önce kalbi kırılır, sonra kırılan kalbinin acısını kendi bedeninden çıkarır. İlk saçlarından başlar mesela… Kısalınca fark edileceğini düşünür; ‘buradayım ve acı çekiyorum, bak güzelim saçlarıma kıydım, kestim. Duymuyorsun, gör!’ demektir.
Zaten sesini yükseltse ne olacak? Canice öldürülecek ya da şiddete maruz kalacak. Duyulmayacak istediği gibi. Çünkü kadınsın! Bu Dünya’da en zor şey kadın olmak değil mi zaten.
***
Zeynep diğer adı Rim… Henüz 7 yaşında. Annesi bedensel engelli, bacakları tutmuyor. Babası nerede bilinmiyor. Zeynep ile iki odalı, sadece bir halı serili olduğu evlerinde tanıştım. Parlayan gözleri ve yarım yamalak konuştuğu Türkçesi ile anlaşmaya çalıştık. Okula gitmeyen Zeynep’i, okula gitmesi için ne desem de ikna edemedim o gün. ‘Okula gitmek ister misin?’ diye kaç kere sorsam da hep aynı cevabı aldım. ‘İstemiyorum.’ Çok üzülmüştüm, aklıma da takılmıştı. Tekrar gidip Zeynep’i görmeliydim, okuldan tekrar konuşmalıydık, belki fikri değişmiştir. Ah Zeynep! Güzel kızım, kara gözlüm okumak senin kurtuluşun. Nasıl anlatabilirim sana bunu.
***
Arkadaşlarla Zeynep’i görebilmek için tekrar gittik. Işıklar yanmıyordu. Sonra evin kapısındaki asma kilidi fark ettik. Pencereden baktık, ‘Ne Zeynep ne de o tek halı’ kalmıştı. İçim sızladı. ‘Nasıl yani geç mi kaldık, nereye gitmiş olabilir?’ diye düşünürken üst kattaki komşusuna seslendik. Aldığımız cevap daha acıydı. Ev sahibi evden atmış. Kirayı ödeyemedikleri için…
Bir şekilde Zeynep’in yeni adresini bulduk. Şu an kaldıkları yer daha da kötü. Bunun adı çaresizlik olsa gerek.
***
Yeni kaldıkları eve gittiğimizde kapıyı Zeynep açtı, kocaman gülümsemesi ile. Sarıldık önce, ‘Bulduk seni ne haber’ dedim. Güldü, kapkara gözlerinin içi de güldü. Saçları kesilmiş özensizce. Annesi kesti sandım. Yine de sordum, ‘Zeynep saçların çok güzel kim kesti?’ dedim. ‘Kendim kestim’ dedi. Rastgele makası sallamış saçına belli. Ah güzelim sen neler neler anlatmak istiyorsun da biz insanoğlu seni anlamakta yetersiz kalıyoruz…
Yine okulu konuştuk. Yine istemedi. Peki, ‘Sana boya kalemleri ile resim defteri getirim mi?’ dedim. ‘Evet’ dedi. İşte bu da bana bir umut oldu. Olur ya sever belki kalemi, defteri. Seneye okuluna gider, arkadaşları olur okulun bahçesinde koşar, bizim göremediğimizi öğretmeni görür. Ya işte buda benim umudum, okur belki Zeynep..
***
İnsanların bazen ruhlarına da dokunmak lazım. Eğer ki bunlar çocuksa kazanmak lazım. Onlar bizim geleceğimiz. Önce Zeynep’in saçlarını sonra da kırılan umutlarını toparlamak lazımdı. Zeynep’in annesinden izin alıp evinden aldık. Sonra kuaförde saçlarını düzelttirdik.
Tabi bunlar olurken Zeynep mutluluktan havalarda. Daha sonra Mersin İnsani Yardım Derneği’nin binasına gelerek hali hazırda olan kıyafetlerden seçtik. Boya kalemleri, defter. Ne varsa topladık… Evine bırakmaya gittiğimizde annesi ile kısa bir sohbet yakaladım. Zeynep okula gitmiyordu ama harflerin bazılarının yazımını biliyordu ve hepimizin koluna dernekte resim yaptı, çizgileri başarılıydı. Keza evin duvarlarına resimler yapmış. Duyduğum şey içime oturdu. Öğretmenmiş! Zeynep’in annesi Resim Öğretmeniymiş…
Yorum Yazın
Facebook Yorum