On dört gün süreli turda, üç ülkeyi kapsayan ve "İpek Yolu'nun" geçtiği yerleri görmenin, bilgilenmenin ve edindiğim izlenimlerin sonuçlarını sizlerle de paylaşmak istedim.
Otuz sekiz kişilik kalabalık bir grup. Alanında donanımlı rehberimiz ve yerel rehberimiz. Her gittiğimiz yer bir şeyler katıyor, yeni dostluklar ediniyor, dünya görüşümüz genişliyor.
Tan yeri ağarırken Semerkant Havaalanı’nın pırıl pırıl ışıkları, bina içinin temizliği, pasaport kontrolü polislerinin güler yüzlülüğü hepimizi etkiliyor. Sanki kendi ülkemizdeyiz.
Otobüse yerleşir yerleşmez; zeka fışkıran bir çift siyah, çekik gözlü yerel rehberimiz "Hoş geri gelmişsiniz, merhaba" diyerek selamlıyor. "Ata topraklarınıza geldiniz"miş cümlesi hepimizi etkiliyor.
Birbirine bağlı yedi ülke: Türkiye, KKT Cumhuriyeti, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan.
Gezdiğim üç ülke, komünizmin etkisinden kurtulup kapitalizme geçişin gelgitlerini yaşıyor. SSCB’nin yıkılışından sonra bağımsızlıklarını kazanıp dışarıya açılmaya başlamışlar. (Rus kılıcı tepelerinde.)
Yaşlılar, "Komünizm kalsaydı daha mutluyduk" diyorlarmış. İpek Yolu'nun en önemli üç ülkesi günümüzde de önemini sürdürmekte. Doğalgaz, petrol ve tüm madenlerin olduğu, yer altı ve yer üstü bereketli topraklardan elde edilenlerin kaymağını Rusya yiyormuş.
Turizm, Özbekistan’da gelişmeye başlamış. Romanlara konu olan Semerkant (Amin Maalouf’un Semerkant kitabı okunmalı), Buhara ve Hiva... Gezerken başımızın döndüğü, masallar diyarında dolaştığımı ve içimin huzurla dolduğunu hissetmenin hazzı...
En geniş topraklara Kazakistan sahip. Dört gidiş, dört gelişli yollar artı işareti gibi. Bir uçtan diğer uca kadar görünüyor. Ruslar savaş zamanında dört tankın yan yana gitmesi için bütün ülkelerin yollarını böyle planlamış. Yolların arası bitişik, gerektiğinde uçak inip kalksın diye.
Yol boyu pamuk tarlaları, bembeyaz... Zamanı unutup kendimi Çukurova’da geziyor buldum. Eski başkent Almata (elmanın atası), gökyüzüne uzanmış Tanrı Dağları’nın eteklerinde, ormanların, asırlık çınarların arasında, bol sulu derelerin aktığı topraklarda...
Teleferikle çıkılan kayak merkezinin dağ eteklerine yapılmış muhteşem villalar. Rus oligarklarının yaşam merkeziymiş. Bay Putin, başkentlerin Rusya’ya yakın olmasını istediği için başkenti Astana yapmış, taşımış, yeni bir şehir kurulmuş...
Dışarıda sigara içmek yasakmış. Her yer tertemiz. Dökülen yapraklardan başka çöp göremiyorsunuz. En ücra denilen yerlerden geçerken heykellerle karşılaşıyorsunuz. Yeşilin, temizliğin, saygının kol gezdiği yerlere selam olsun.
Not: Gezi yazılarının devamı gelecek.
Yorum Yazın
Facebook Yorum