İhlas, İslam ahlakının temel taşlarından biri olan samimiyet ve içtenliktir. Bir amelin Allah rızası için yapılması anlamına gelir. Ancak bu kavram sadece ibadetlerde değil, hayatın her anında uygulanması gereken bir düstur olarak karşımıza çıkar. Kur'an-ı Kerim'de sıkça vurgulanan ihlas, kişiyi Allah’a yaklaştıran en değerli erdemdir çünkü her türlü gösterişten ve dünyevi beklentiden arınmış olmayı gerektirir.
İhlaslı bir insan, yaptığı her şeyi yalnızca Allah için yapar. Gösterişten uzak, insanlara şirin görünme derdi olmaksızın ibadet eder, yardım eder, çalışır. Bu, onun kalbinin Allah’a tamamen yönelmiş olduğunu, niyetlerinin yalnızca O'nun rızası doğrultusunda şekillendiğini gösterir. İhlassız bir ibadet, ne kadar şeklen doğru olursa olsun, Allah katında makbul değildir. Zira önemli olan, amelin dış görünüşü değil, niyetin saflığıdır.
Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: "Ameller niyetlere göredir. Herkesin niyeti neyse, eline geçecek olan odur." İhlas, bu hadisin derin manasında saklıdır. Yapılan her işte esas olan, amelin Allah'a olan bağlılık ve sevgiyle yapılmasıdır. Dünya malı, övgü ya da makam peşinde koşulan bir ibadet, Allah katında bir değer taşımaz.
İhlası kaybetmenin en büyük sebeplerinden biri, gösteriş ve kibirdir. İnsanlar, başkalarına kendini beğendirme isteğiyle hareket ettiklerinde ihlaslarından uzaklaşır. Oysa gerçek bir mümin, yaptığı iyilikleri kimsenin görmesine ihtiyaç duymaz. Çünkü onun hedefi, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır. Kalbindeki ihlas, onun ruhunu arındırır ve ibadetlerine derin bir anlam kazandırır.
Kur’an-ı Kerim’de ihlasla ilgili birçok ayet bulunur. Özellikle İhlas Suresi, Allah’ın birliğini ve her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu vurgular. Bu sure, aynı zamanda müminlerin sadece Allah’a yönelmeleri gerektiğini, O'ndan başka hiçbir varlığa tapmamaları gerektiğini hatırlatır.
İhlas sahibi olabilmek, insanın sürekli kendi nefsiyle mücadelesini gerektirir. Zira insan nefsinin en büyük zaaflarından biri, dünya nimetlerine olan düşkünlük ve başkalarının takdirini kazanma arzusudur. Bu duygular, kalpteki saf niyetleri kirletebilir. Bu yüzden ihlas, kişinin sürekli kendini muhasebeye çekmesi, niyetlerini kontrol etmesi ve yalnızca Allah’a yönelmesiyle elde edilebilecek bir hazine gibidir.
Sonuç olarak, ihlas, hayatın her anına nüfuz etmesi gereken bir prensiptir. İbadetlerden iş hayatına, insan ilişkilerinden günlük küçük davranışlara kadar her şeyde ihlaslı olabilmek, bir Müslümanın Allah katında değer kazanmasını sağlar. Bu yüzden, her an yaptığımız işlerin arkasındaki niyeti sorgulamak ve Allah rızasını ön planda tutmak, manevi yolculuğumuzda bizi gerçek başarıya ulaştıracaktır.
Yorum Yazın
Facebook Yorum