Sağlam Akide ve Derin Haşyetle Sarsılmaz Bir İhlas...
Sağlam bir akide, derin bir haşyet, sarsılmaz bir ihlas ve hakkı ödenen bir irade, bir müminin ruhunda kök salması gereken en temel erdemlerdendir. Bu kavramların her biri, kişinin Allah'a olan bağlılığını ve samimiyetini simgeler; istikamet üzere kalabilmenin, dünyevî engellere takılmadan ahiret bilinciyle hareket edebilmenin esas unsurlarıdır. Ancak bu erdemler, sadece sözde var olmakla kalmamalı, hayatın her anına, her eyleme ve düşünceye nüfuz etmelidir.
Sağlam bir akide, kişinin inancını köklü bir şekilde idrak etmesi ve bu inancı sarsılmaz bir bilinçle muhafaza etmesi demektir. Akide sağlamlığı, dünyadaki tüm zorluklar karşısında inançtan ödün vermemek, her koşulda Allah’ın varlığına ve birliğine sarsılmaz bir imanla sarılmaktır. Bu iman, kalpten gelen bir teslimiyetle beslenir ve insanı yalnızca Allah'a güvenmeye, tevekkül etmeye iter.
Derin bir haşyet ise Allah’a karşı duyulan derin bir saygı, korku ve sevgi bileşimidir. Bu haşyet, insanın her anını Allah’ın huzurunda olduğunu bilerek geçirmesi, her eyleminde O’nun rızasını gözetmesidir. Kur'an’da da ifade edildiği gibi, gerçek bilginin sonucu Allah’tan korkmak, O’na karşı derin bir saygı duymaktır (Fatır Suresi, 28). Bu saygı, insanın hem kalbinde hem de davranışlarında tezahür etmeli, her kararında Allah’ın hükümlerine bağlılık gösterilmelidir.
Sarsılmaz bir ihlas, yapılan her işin, her ibadetin, Allah rızası için samimiyetle yapılmasıdır. İhlas, gösterişten, kibirden ve dünyevî beklentilerden uzak, yalnızca Allah’a yönelmiş bir kalbin nişanesidir. Bir Müslüman için ibadetlerin kabulünün ön koşulu ihlastır; kalpte ihlas yoksa ibadetin şekli ne olursa olsun, ruhu yoktur. İhlaslı insan, sadece Allah’a odaklanır ve başka hiçbir gücü hesaba katmaz. Dünya ona cazip gelebilir, şöhret ve servet onun önüne serilebilir, fakat onun hedefi Allah’ın rızasından başka bir şey olamaz.
Hakkı ödenen bir irade, insanın nefsine ve dünyanın geçici hazlarına karşı koyarak hakka yönelmesidir. Bu irade, Allah’ın emirlerine uygun yaşamak için gösterilen kararlılık, fedakârlık ve sabırdır. Nefsin hoşuna gitmeyen durumlarda bile hakkı gözetmek, insanın iradesini güçlendirir. Zira, Allah’ın rızası için gösterilen her çaba, karşılığını hem dünyada hem de ahirette bulacaktır.
Bitmeyen bir istiğna, kişinin yalnızca Allah’a güvenip O’ndan başkasına ihtiyaç duymaması, dünyanın maddi zenginliklerine ve süslerine aldanmamasıdır. Allah, zenginlik ve yoksulluğu insana bir imtihan olarak verir, fakat her durumda istiğna göstermek, kalbi dünyaya bağlamamayı gerektirir. Dünyanın geçici zevklerine kapılmamak, insanın ruhen özgürleşmesine vesile olur. İstiğna, aynı zamanda insanın ne kadar sahip olursa olsun, şükrünü ve tevazusunu korumasıdır. Çünkü Allah’ın verdiklerine kanaat eden, başkalarının elindekilere göz dikmez.
Bu beş temel kavram, bir müminin manevi yolculuğunda onun kılavuzlarıdır. Allah’ın rızasına ulaşmak için sağlam bir akide ile başlamalı, derin bir haşyet ile her anını değerlendirmeli, sarsılmaz bir ihlas ile ibadet etmeli, hakkı ödenen bir irade ile nefsine hâkim olmalı ve bitmeyen bir istiğna ile dünyevî cazibelere karşı dik durmalıdır. Her biri, iman yolunda insanı daha da güçlendirecek, dünyadaki imtihanların üstesinden gelmesine yardımcı olacaktır.
Yorum Yazın
Facebook Yorum