Sen ne güzel bulursun,
Gezsen Anadolu’yu,
Dertlerden kurtulursun,
Gezsen Anadolu’yu.
Billur ırmakları var,
Buzdan kaynakları var,
Ne hoş toprakları var,
Gezsen Anadolu’yu.
(M. Faruk Gürtunca’dan alıntı)
Dünyanın en güzel coğrafyalarından olan Anadolu; dört mevsimin yaşandığı, üç tarafının denizle çevrili olduğu topraklarından bereket fışkırdığı, tarihi ve doğal güzellikleri içinde barındıran yer.
Gezip görmediğim yerleri içeren tura katıldım. ..
Van, Doğu, Bayazit, Batman, Cizre( Botan Vadisi), Şırnak, Hakkâri….Her yeri ayrı bir anlatıma bırakmalı.
Dağlar kenti Hakkâri…
Urartuların, Asurluların, Ermenilerin ,Yahudilerin ve Kürtlerin kardeşçe yaşadığı hikayeler ,Dengbejlerin dilinde hayat buluyor. Zap Suyu’nun acımasız hikayelerine, hüzünlü ve zengin tarihine bırakıyor insan kendini bu şehirde.
Bir yol düşünün , üzerinde ilerlerken gökyüzünü görmediğiniz, Zap Suyu’nun çağıltısını dinlediğiniz…
Cilo (buzul) Dağı, ülkemizin en yüksek 2.dağı. Zirvesi dört mevsim erimeyen kar ve buz örtüsüyle kaplı tektonik dağın, karını yedim, buz gibi suyunu içtim .
Baharın gelişiyle Yüksekova’dan ,Nesil Çayını, Bervari ve Berçelan Sularını alarak Erzîkîyi oluşturan Cilo Buzulları’nın köpüklü sularını koynuna alınca coşan Zap Suyu….
Gördüğüm her dağın, ortasından geçtiğim her vadinin bir hikayesi varmış.Şehir merkezindeki Meydan Medrese’si 1701’de Hakkâri Mirlerinden İbrahim bey tarafından yaptırılan; dönemin bilginlerini, âlimlerini şairlerini yetiştiren bina sessizliğe bürünmüş gibi. ( Restorasyon geçirmiş)
Dağların ortasına aldığı kentte iki kale var. Mimarileri ve tarihleri ile ilgili fazla bilgi yok. Kendine özgü ruhu olan kent gün doğarken ışığı yarım yamalak alıyor.Güneşin önünde Sümbül Dağı var..Yöre halkının Çölemerik ( anlamı; Kanallı Mera) adıda yaygın.
Hakkâri’den bin atına; Berçelan Yaylası’ndan kuzeye git, akşama Tuşpa’dasın( Urartular).Bin atına Çukurca’dan güneye doğru akşama Ninova’dasın. (Asur). İki uygarlığın arasında kalan tek il.
Doğu Süryanileri, Keldaniler olarak da anılan Nasrutilerin merkez kilisesi sayılan Koçanis Kilisesi; Nasrutiler için hac yeri görevi görüyormuş.
Yerel düğünlerde halaylara dengbejler eşlik eder, herkesin de katılıp söylediği türküler söylenirmiş. Seyhani denilen halkoyunu, sağdan sola ; yani bilinen halayların tersine başlıyor.( böyle oynanmasının ilginç hikayeleri var).80-100 kişimin olduğu ,kadınların çok renkli kıyafetlerini altın kemer ve kolyelerle süsledikleri halayın hiç bitmediği düğünler, kına geceleri.
Dağların heybeti, dağları bazen bıçak gibi kesen vadi boyunca akan suların sesiyle kendimden geçiyorum adeta.
Zengin maden yataklarıyla, balı, cevizi, kilimleri, son zamanlarda gelişmeye başlayan turizmi ,endemik bitkileri, ünlü ters laleleri ( ömrü 15 günmüş) ile bütünleşen kent…
Karların altından filizlenip açmaya başlayan bu bitkiye eskiler” ağlayan gelin” ,” ağlayan lale “ derlermiş . Genç kızların, kadınların ellerinde yüzyıllarca kilimlere desen olmuş.
Bu kenti gezerken ,yeryüzünde başka bir yerdeymişim gibi. Hikayelerin içinde hüzünlü bir ruhla, acılardan, sıkıntılardan bıkmış insanların, misafirperverliğinde keşfedilme isteğinde olanlar arasında farklı, çok farklı dünyalar.
“ Yediğin, içtiğin senin olsun ,gördüğün güzelleri anlat” derler, desinler .Yediğim yöresel yemek; Kıris ve Doğaba ,efsane .Gidenler yemeden gelmesin .
Geziden yazılarıma ilginç yerleri yazarak sizlerle olmaya devam ,değeri okurlar .Sevgili okurlar.
Dengbej; Kürt sözlü edebiyatında; ağıt, ilahi ve Kürtçe türküler söyleyen .
Deng,” ses” ,bej” söyle” .Sözlerin ahenkli icra edilmesini sağlayan kişi anlamındadır.
Yorum Yazın
Facebook Yorum