"Eşya senin için yaratıldı, kendini ona adama" ifadesi, insanın dünya malına olan bakış açısını sorgulatan derin bir öğüdü içeriyor. Bu sözle, dünyadaki maddi varlıkların insanın hizmetine sunulduğu ancak insanın bu varlıkları hayatının merkezine koymaması gerektiği vurgulanır. Ancak modern yaşamda, birçok insanın hayatı, sahip oldukları eşyalara, maddi varlıklara ve bunların getirdiği statülere adanmış durumda. Bu durum, insanın öz benliğini kaybetmesine, maneviyattan uzaklaşmasına ve nihayetinde huzurunu yitirmesine neden oluyor.
İslam inancı, insana bu dünyada geçici bir yolcu olduğunu hatırlatır. İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir ve eşya, bu görevini yerine getirmesi için bir araçtır. Ne var ki, insanlar bu gerçeği unutarak eşyaya, maddi varlıklara saplanıp kalıyor. Lüks evler, pahalı arabalar, marka kıyafetler; hepsi insanı çevreleyen birer tuzak gibi. Oysa, bu eşyalar insanın değil, insan bu eşyaların efendisi olmalıdır. Eşyanın insan üzerindeki egemenliği, insanın gerçek görevinden sapmasına neden olabilir.
Eşyanın peşinde koşan bir hayat, maneviyatı ihmal eden bir yaşamdır. İnsan, sahip olduğu şeylerin esiri haline gelmemeli; aksine, bu maddi varlıkları doğru kullanarak, hayır işler yapmalı ve Allah’ın rızasını kazanmalıdır. Sahip olduğumuz her şey, bu dünyada emanet olarak verilmiştir ve bizden bu emanetlere nasıl davrandığımızın hesabı sorulacaktır.
İnsanın görevi, bu dünyada geçici olanla yetinmemek, kalıcı olana, yani ahirete yatırım yapmaktır. Zira, maddi varlıklar peşinde geçirilen bir ömür, insanı ne kadar doyurabilir ki? Kalpte Allah sevgisi olmadıktan sonra, dünyanın bütün zenginlikleri insanı mutlu edemez. O yüzden, kendini eşyaya adama, asıl değeri maneviyatta ara, çünkü gerçek mutluluk, kalbin dünya malına değil, Allah’a bağlanmasıyla bulunur.
Sonuç olarak, "eşya senin için yaratıldı, kendini ona adama" ifadesi, insanın hayatını şekillendirmesi gereken bir düstur olmalıdır. Dünya nimetleri, insanın hizmetindedir; ancak bu nimetler, hayatımızın merkezine oturmamalıdır. Kendimizi bu dünyaya değil, ahirete, Allah’ın rızasına adamalıyız. Ancak bu şekilde, hem bu dünyada hem de ahirette gerçek huzura kavuşabiliriz.
Yorum Yazın
Facebook Yorum