Yakında Cumhuriyetimiz 100 yaşına girecek. Ülkemiz tam 100 yıl önce, 600 yıllık saltanatından, 10 yıllık meşruti monarşiden; 3,5 yıllık meclis hükümeti sisteminden cumhuriyete geçti. Atatürk’ün cumhuriyeti ilan edebilmek için izlediği stratejiler;
Ulusal Egemenlik,
Saltanatsız meclis,
Sultansız anayasa,
Saltanatsız hilafet,
Meclis ve devrimci parti
Anayasa değişikliği
Cumhuriyetin ilanı.
***********************
Cumhuriyet ilan edildikten kısa bir süre sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi. “Yaşasın Cumhuriyet,” “Yaşasın Mustafa Kemal Paşa” sesleri meclis duvarlarını aşıp Ankara’ya oradan da Türkiye’ye yayıldı. Atatürk; azimle, sabırla, kararlılıkla, akılla ve stratejiyle “adım adım yürüyerek” cumhuriyeti kurdu. Eseri 100 yıl yaşadı.
***********************
Cumhuriyet egemenliğin kaynağının millete ait olduğunu kabul eden devlet şeklidir, devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim biçimidir. Devlet başkanı olan cumhurbaşkanını da millet veya milletin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir.
***********************
Cumhuriyet rejimi insan unsuruna değer verir, hak ve hürriyetlerine saygı gösterir. Çağdaşlaşmayı, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı en iyi şekilde gerçekleştiren bir ortam oluşturur. Ülkemizin çağ atlaması, Atatürk’ün önderliğinde; halkın her türlü engeli aşarak uygar bir toplum haline gelişi, lâik ve demokratik cumhuriyet rejimi sayesinde mümkün olabilmiştir. Bize kazandırdığı bu değerler nedeniyle, lâik ve demokratik cumhuriyet rejimi, ülkemizin geleceği bakımından çok önemlidir ki Anayasamızda Türkiye Cumhuriyeti’nin idare şeklinin Cumhuriyet olduğu hükmünün değiştirilemeyeceği ,değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği ayrı bir anayasa maddesiyle güvence altına alınmıştır. Cumhuriyet kuşaklarının Atatürk’e ve onun devrim arkadaşlarına minnet borcu var. Bize bırakılan mirası daima koruyacağız, Türkiye Cumhuriyeti’ni Atamızın çizdiği yolda yaşatacağız.
************************
İnsanlık geçmiş yüzyılların “hümanist -insancıl “ yaklaşımlarını unutmuş görünüyor. Aldığımız miras; bağımsızlık, laiklik, laik eğitimdir. Egemenlik ulusundur, tarımdır, köyden başlayan kalkınma ve çağdaş uygarlıktır. Geliştirip zenginleştirmemiz gereken mirastan ne kaldı elimizde? Çağdaşlık yerine Ortadoğu ülkesi olma yolunda! Nüfusun büyük çoğunluğu açlık sınırının altında , önemli bir kısmı da yoksulluk sınırında yaşamakta. 100. yılı geride bırakıp 2. yüzyıla girerken Kurucu Önderin mirasına yeterince sahip çıkamadığımızın farkındayız.
*************************
“YURTTA BARIŞ, CİHANDA BARIŞ”
Toplumsal mirasların en tehlikelisi nefrettir.” Nefret-öfke-korku” üçgeni toplumların hareketini güdülemekte çok güçlü rol oynar.
Tarih boyunca yaşanan savaşlarda bu duygusal karşıtlık her zaman “savaş” nedeni olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde yaşanan Hamas-İsrail savaşı da bu duygu üçgeni yaşamların tehdididir. Sivil halkın öldürülmesi, kötü muamele edilmesi, savaş esirlerinin öldürülmesi, kamu ve özel kişilerin mallarının yağmalanması, gereksiz yere şehirlerin yakılıp yıkılması, sivil halkın ve hastanenin bombalanması, çocukların öldürülmesi en büyük savaş suçudur. Bu suçu işleyenler, tarihin kara sayfalarında yerlerini aldılar.
Ülkeyi asker kurtarır,
Öğretmen kalkındırır,
Doktor iyileştirir,
Yobaz düşünce ise yok eder.
Yorum Yazın
Facebook Yorum